TÜRKİYE EKONOMİSİNİN 23 YILLIK ÖZETİ

TÜRKİYE EKONOMİSİNİN 23 YILLIK ÖZETİ

Türkiye ekonomisi, zaman içerisinde birçok kriz atlatmış; yaşadıklarından kalıcı çözüm üretip ders çıkaramamış, basiretsiz yöneticiler tarafından her geçen gün biraz daha dibe vurmuştur.

Türkiye, dışa açık ekonomi politikalarıyla her geçen gün biraz daha küresel kapitalizmin kucağına itilen bir ekonomi ile yönetilir hale gelmiştir. Son 23 yılda bazı sorunlar kronik hale gelip çözülemezken, bazı uygulamalar ile acısı yıllar boyu sürecek yanlış politikaların altına imza atılmıştır. Şimdi bunlara kısa kısa bakalım:

A- NEOLİBERAL POLİTİKALARININ SONUCU DEVLET DIŞLANDI: ÖZELLEŞTİRME

Özelleştirmenin amacı, kamu kesiminin kaynak ayıramadığı üretim tesislerini özel kesime devrederek yeni yatırımlarla, yeni teknolojiyle verimlilik artışı sağlanması ve daha ucuza daha fazla üretim yapılmasının sağlanmasıdır. Türkiye, yirmi birinci yüzyıl öncesinde devlet eliyle kurduğu bütün tesisleri, işletmeleri, üretim birimlerini özelleştirdi ama ne üretim artışı sağlandı ne de ucuzluk. Çünkü yapılan aslında gerçek anlamda bir özelleştirme değildi.

B- DIŞ BORÇLANMA

Yirmi birinci yüzyıla girerken Türkiye’nin dış borç stoku 103 milyar dolardı. 2023 yılsonu itibarıyla dış borç stokumuz yaklaşık 500 milyar dolar seviyesinde. Bu rakam bu politikalarla devam ederse daha da artacak. Demek ki 23 yılda dış borç stokumuzu 4 kat artırmışız. Bu borçlar nereye gitti? Dış borçlanma, yeni teknoloji ithaline, verimlilik artırıcı gelişmelere, üretimde kaliteyi artırmaya gitmediği sürece sadece ekonomiye yük getirir.

C- ENFLASYON-FAİZ ARASINDA KURULAN YANLIŞ İLİŞKİ

2021 yılının Eylül ayına gelindiğinde enflasyon yüzde 19, Merkez Bankası’nın politika faizi de yüzde 19 idi ve enflasyon yükselme eğilimindeydi. O aşamada “faiz sebep, enflasyon sonuçtur” iddiasıyla ortaya çıkıldı ve faiz düşürülmeye başlandı. Enflasyonun yükselme hızı arttıysa da faizi düşürme ısrarı sürdürüldü ve sonunda yüzde 8,5’e kadar indirildi. Enflasyon yükselmeye devam etti. Faizin sebep değil, sonuç olduğu anlaşılınca faiz yükseltilmeye başlandı. Faizin sebep değil, sonuç olduğunu 21’inci yüzyılın ilk çeyreğinde anlamayı başarmış bir toplum olarak bir kez daha tarihe geçtik. Nominal olarak düşüş trendi olsa bile reel enflasyon yüksekliği hissediliyor. Muhtemelen önümüzdeki aylarda da baz etkisiyle düşüş olacak. Gerçek enflasyon, açıklanan enflasyondan çok daha yüksek olduğu için insanlar, alınan önlemlerin enflasyonu düşüreceğine inanmıyor, geleceğe ilişkin olumsuz beklentileri devam ediyor. Öyle olunca da insanlar tasarruf etmiyor, para tutmuyor, ellerine geçen parayla bir an önce dolar, altın, konut, araba ya da ihtiyacı olan mallardan fazla fazla almaya yöneliyor. Gerçekleri saklayarak enflasyonu artırmış olduk.

D- 21. YÜZYILIN KAPİTÜLASYONU: KUR KORUMALI MEVDUAT

Faizi düşürerek enflasyonun da düşeceği iddiasıyla ortaya çıkan hükümet, baktı ki faizler düştükçe insanlar dövize hücum ediyor, bu hücumu önleyebilmek için kur korumalı mevduat (KKM) diye bir araç icat etti. Bu araç aslında gerçek enflasyon kadar faizi başka bir ad altında bankalar değil de Hazine ve Merkez Bankası’na ödetme aracıydı. Sonraki aşamalarda Hazine devreden çıkarıldı ve yük Merkez Bankası’na devredildi. Uygulama 2023 yılında Merkez Bankası’nın 818 milyar lira zarar etmesine yol açtı. Normal olarak her yıl kâr eden ve bu kârı Hazine’ye (bütçeye) devreden Merkez Bankası zarar edince bütçe de o kadar kaynaktan mahrum kalmış oldu.

E- FİNANSAL DIŞA BAĞLILIĞIN GİZLİ İTİRAFI: CARRY TRADE

Merkez Bankası faizi yüzde 50’ye kadar yükseltti. Bu faiz, bırakın gerçek enflasyonu, açıklanan enflasyonun bile altında. Buna karşılık kur sabitleşme eğilimine girince insanlar dövizlerini bozdurup TL mevduat hesaplarına ya da tahvillere yatırıyor. Öyle olunca kur daha da gerilemeye başlıyor. Bu hesaplar 1 ay, 3 ay gibi çok kısa vadeli hesaplar. Vade dolduğunda kur değişmemişse alınan faiz, döviz faizi konumuna geçiyor. Böylece kendi paramızla borçlanmış gibi görünsek de aslında dünyanın en yüksek döviz faizini ödeyerek dövizle borçlanmış olduk. İşin en acı yanı, bugün geldiğimiz aşamada kayıt içi yaşayan insanların kayıt dışı yaşayan insanlara muhtaç duruma düşürülmüş olmasıdır.

ANLAYANA SON SÖZÜM…

SİYASETLE EKONOMİ İÇ İÇEDİR AMA TEKNİK AYRINTILARA SİYASET ASLA GİRMEMELİDİR. HERŞEYİN TEK BİR KİŞİNİN İKİ DUDAĞI ARASINA BIRAKILMASI DEMOKRASİ KATLİAMIDIR.

Benzer Haberler