İsrail, Ateşkesi Neden Bozdu?

İsrail, Ateşkesi Neden Bozdu?

Prof. Dr. Adem PALABIYIK
Salı günü, (18 Mart), gece 02:00 saatlerinde Gazze’deki sığınma kamplarına ve harabeye dönmüş yerleşim yerlerine yönelik, İsrail kıyamet senaryosu gibi bir saldırı başlattı ve şu an öğrenebildiğimiz kadarıyla şehit sayısı 600’e yaklaştı. Halbuki Gazze’ye yardım tırları girmeye başlamış, çocukların kursağından en azından kuru ekmek dahi olsa geçmiş ve en önemlisi, çocukların korkarak kalp krizinden ölmelerine sebep olan bomba sesleri kesilmişti. Lakin İsrail, katil olmanın gereğini bir daha gösterdi ve Gazze halkına uyguladığı soykırımı kaldığı yerden devam ettirme kararı aldı. Esir takası anlaşmaları devam ederken, İsrail birden bir neden saldırdı? Tüm esirlerin canlarını neden tehlikeye attı hala anlaşılmış değil lakin İsrail’in bildiği çok önemli bir gerçek var ki, pervasızca saldırmayı göze adlı. Buna yazımızda değineceğiz.
Hamas rehinelere zarar vermez
İsrail çok iyi biliyor ki, katliama devam etse dahi Hamas, İsrailli rehinelere asla zarar vermeyecektir. Çünkü hem esir takasındaki görüntüler hem de Hamas’ın izlediği politika gereği esirler, hiçbir zaman Hamas’ın hışmına uğramadı ve ilk gün ki gibi görünüyorlardı. Elbette Hamas esir takasını bir strateji olarak kullandı ama esirlerinin canına hiçbir zaman kıymadı. İsrail’in, tüm esirlere işkence yapmasına ve Hamas’a bu şekilde teslim etmesine rağmen Hamas sonrasında da hiçbir esire zarar vermemişti. Netanyahu tüm süreci yakında takip ettiği için Hamas’ın geriye kalacak olan esirlere de zarar vermeyeceğini biliyordu. Bu sebepten esirler ile alakalı hiçbir kaygısının olmadığını düşünüyoruz. Katliamın başlamasına dair belki en can acıtıcıı nokta burasıydı.
Geçici ateşkes ve esir takası kavramları
Yukarıdaki gerçeği bilen İsrail’in ateşkes anlaşmasına dair, anlaşmanın ilk maddesinde iki kavramı sürekli dile getirdi. Bunları geçici ateşkes ve esir takasıydı. İsrail, en başından itibaren geçici kavramı üzerinde ısrarla durdu ve bu kavramın içini boşalttı. Hamas’ı, bu kavram üzerinden sürekli sıkıştırdı ve “şartlar yerine gelmezse” tehdidi ile şantaj yapmaktan geri durmadı çünkü geçici olarak belirlene ateşkes her an bozulabilirdi. Geçici ateşkesi ise başka bir kavrama bağladı ve birinin varlığı diğerinin can simidi oldu, bu kavram da esir takasıydı. Esir takasının yaşayacağı problemler, geçici ateşkesin ipini koparabilirdi ve öyle de oldu. İsrail, esir takasını öne sürerek ateşkesi tek taraflı bozdu ve katliama kaldığı yerden devam etti. İsrail’in elini güçlendiren bir diğer süreç ise her iki kavramın hukuka/antlaşmaya dayandırılmasıydı. Batılı devletlere, anlaşmanın esir takası şartlarına uyulmadığını anlatarak, katliamını meşru göstermeyi düşünüyordu ve öyle de oldu. 
Netanyahu nasıl kurtuldu?
Bu durumun öncesinde Netanyahu iyice köşeye sıkışmıştı ve neredeyse Yahudi mitolojisinde geçen “günah keçisi” olgusunu bizzat yaşayacaktı. Özellikle iç siyasette oluşan gerginlik ve esir ailelerinin yakınları Netanyahu’yu oldukça güç durumda bırakmıştı. Ayrıca, ABD seçimlerinde Biden’ın karşısına rakip olarak çıkan Trump’ın, Netanyahu’yu sevmediği de biliniyordu. Üçüncü sıkışıklık ise uluslararası hukuk ve kamuoyunun baskısıydı. Netanyahu ilk defa uluslararası mahkemelerde suçlu bulundu, bazı ülkelere girişi yasaklandı ve toplumsal kesimler tarafından dışlandı. Bu üç kıskaç, Netantahu’yu oldukça zor durumda bırakmışken, Netanyahu’nun ABD’ye gitmesi herşeyi değiştirdi. Giden tüm liderleri aşağılayan Trump, Netanyahu’yu neredeyse ayakta karşıladı ve ağır misafir imajı sergiledi. Ve öyle anlaşılıyor ki tüm istediklerini de kabul etmiş. Zaten ne olduysa bu ziyaret sonrasında çok hızlı gelişmeler yaşandı. Trump, önce Rusya sonra da Çin ile yakınlaştı ve İran’ı bölgede yalnız bırakmanın önünü açtı. İran’ın yalnız kalması, İsrail’e oldukça geniş bir alan açtı ve Golan Tepelerinden Suriye’yi tehdit eden İsrail’in, İran ile karşı karşıya gelmeden zayıfladığını görmesi işlerini kolaylaştırdı. Anlaşma maddelerinin hukuki zemine dayandığı iddiası, Netanyahu’yu uluslararası kamuoyunda eskisi kadar zor durumda bırakmamaya başladı ve Netanyahu yeniden güç kazanmanın yollarını kısa sürede buldu.
ABD’nin, Netanyahu’ya can vermesi
Trump’ın yeni Ortadoğu dizaynını Netanyahu ile yapacağı kesinleşince önce Yemen vuruldu ve hemen ardından ABD gemileri İsrail’e bodyguardlık yapmak için denizlere açıldı. Sadece ABD değil İngiltere de Gazze kıyısındaki enerji rezervinden pay istemişti. ABD ile İngiltere’nin anlaştığı ortaya çıkınca İsrail ve dolasıyla Netanyahu derin bir nefes aldı. İran’ı yalnızlaştıran, Yemen’i hizaya getiren, kendisini ziyaret eden isimleri azarlayan ve önüne geleni tehdit eden Trump için Ortadoğu da Netanyahu’dan daha iyi bir partner bulunamazdı. ABD’nin tek yapması gereken katliama ses çıkmamasıydı ve öyle de yaptı. Hatta bir adım ileri gitti ve “İsrail’den haberimiz var” diyerek, İsrail’in yapacağı katliama önceden onay verdiğini söyledi. Küresel siyasi baskıyı azaltan ve ABD ile ilişkileri düzelten Netanyahu’nun yapması gereken son eylem biçimi esirler ile alakalıydı. Son esir takası gerçekleştikten ve iç kamuoyundaki gerginliği düşürdükten sonra katliam emrini Netanyahu bizzat verdi. Netanyahu’nun bu girişimi tüm dünyaya şunu da gösterdi; ABD ve İngiltere bizim yanımızda olduktan sonra istediğimizi yaparız, bu katliam dahi olsa kimse ses çıkaramaz. Ki öyle de oldu, Türkiye dışında birkaç ülke açıklama yaptı ama geriye kalan hiçbir devlet, İsrail’i kınamadı veya tavır göstermedi. 
ABD, Gazze’den ne istiyor
Netanyahu’ya nefes aldıran ABD’nin ne istediği en başından beri belliydi çünkü Akdeniz gaz rezervine dikmişti. Buranın yolu ise Gazze şeridinden geçiyordu. Gazze için tatil ülkesi ve yeni Miami gibi yakıştırmalar yapan Trump’ın, Katliamcı Emlak Politikası’nı, Gazze üzerinden inşa edeceği artık netleşti. Kendisi de emlak şirketinde işe başlamış olan Trump’ın, Gazze için bu korkunç projeyi düşünmesi aslında gayet normaldi çünkü Trump, dünyayı yönetme meselesine hiçbir zaman siyasal olarak bakmadı. Trump, dünyayı ekonomi ile düşünen ve yönetmeye çalışan tüccarın biriydi aslında ve kâr getirmeyecek hiçbir işe girmeyecekti. Bu sebepten iki önemli adım attı; önce Ukrayna’nın değerli madenlerini aldı sonra da Gazze için tatil köyü planı yaptı. Bunu gerçekleştirmek için ise Hamas’ın olmaması gerekiyordu. Hamas olduğu müddetçe tatil köyü projesi gerçekleşemezdi bu sebepten Trump, İsrail’e saldır emrini verdi. Bununla da kalmadı, Gazze’nin gelecek yüzyılını da çaldı. Çünkü bir devleti ayakta tutan üç önemli olgu vardır. Bunlardan biri su’dur ve Gazze şu an tüm kaynaklarını kaybetmiş durumdadır. İsrail, Gazze’deki tüm temiz suyu kullanmış ve gerisini işlevsiz hale getirmiştir. Bir diğer ilke ise yer altı zenginlikleridir. Akdeniz rezervini ele geçiren ABD’nin, buradan yüklü kazançlara elde edeceği açıktı. Son süreç ise Gazze’nin dünya ile ilişkisiydi. Özellikle kıyı şeridi üzerinden dünya ile irtibata geçen Gazze’nin yolu, ABD tarafından bizzat kesildi ve ABD, kendi sıkışıklığını gidermek için de buradan elini çekmek istemedi. Hem ABD’nin istedikleri hem de Netanyahu’nun şansı, katiller lehine işleri kolaylaştırdı. Belki de Siyonist bir Yahudi’nin istediği herşeyin, şu an eksiksiz olarak kendisine sunulduğu başka bir zaman dilimi de yok gibidir. 
Hamas’ı yok ederek Gazze’yi inşa etmek: Haç-Hilal savaşı
ABD tüm bunların hayalini kurarken Hamas’ı ortadan kaldırmak için İsrail’e ihtiyacının olduğunun da farkındaydı çünkü vekalet savaşları için Gazze uygun toprak değildi. Gazze’de ateşe atılacak şeyler çok azdı be Trump, Gazze’nin yeraltı zenginliklerinin başkasının eline geçmesine izin vermeyecekti. Tam bu noktada İsrail ile karşı karşıya gelme ihtimalimiz oldukça güçlü görünebilir ama Suriye’deki gücümüzü korumamız, İsrail’in varlığını ciddi anlamda tehdit edecekti. Bu sebepten İsrail, önce Hamas’ı yok edecek ve sonra -belki de- başka coğrafyalara yönelecekti. Elbette bu durum sıradan değildi çünkü yüzyıllar önce başlayan Haç-Hilal çatışması burada da patlak verecekti. Ortadoğu’da kaosu şiddet üzerinden yaymak da hiç bu kadar kolay olmamıştı. İsrail bunu tek başına yapamayacağı için katliam ortağı ABD, kaos ile Ortadoğu’yu şekillendirme çabasına girişecekti. Lakin buna karşı çıkacak tek yapının Hamas olması inanılmaz ölçüde rahatsızlık veriyordu. Hamas’ın, Gazze’den çıkartılması için başlayacak olan kapsamlı planlar arasında belki de başka İslami örgütleri, Hamas’ın karşısına Gazze’de çıkartmak olabilirdi. DEAŞ’ı, Suriye’nin başına bela eden ABD’nin, Hamas karşısında başka bir DEAŞ çıkarmayacağının garantisi yoktur.
Medeniyetler çatışmasına evrilen süreç
Şunu net söylemek lazım ki, İsrail ve ABD, yeni bir Medeniyetler Çatışması istiyor. Çünkü Ortadoğu halkları kimlik ile değil dini yapıları ile anılırlar. Haç ile Hilal kavgasının arkasında yatan ana sebep de budur. Tüm saydıklarımız İsrail’in katliamı başlatan sebepleri arasında yer alabilir. Fakat ana eksen medeniyetlerin bir araya gelmemesi üzerine yapılan planlardır. İsrail ve ABD’nin etki ajanlığı rolleri, tam da bu süreçte sonuna kadar işleyecek ve tüm dünyanın huzurunu kaçırmaya devam edecektir. 
 

Benzer Haberler