Roma, Bizans, Moğol,Pers, Rus ve Osmanlı imparatorlukları vb. artık tarih kitaplarındalar.
Zamanında dünyayı titreten imparatorlukların yıkılmalarını askeri, ticari, idari yönden zayıflamaları üzerinden tarih okumaları yapılsa da bunlar alt faktörlerdir.
Bu muazzam imparatorluklar özünde tek bir nedenden dolayı yıkılmışlardır.
“değişim” evet sadece hükmettikleri çağdaki değişimi ve değişim ile ilgili olgulara adapte olamadıklarından yıkılmışlardır.
Bu günlerde dünyada yeni iş birliklerinin yeni paradigmaların doğumunu gözlemliyoruz.
90’lı yıllarda Berlin duvarının yıkıldı.
Gorbaçov’un Rusya tarihinde ilk kez “Perestroyka”, “Glasnost” yani açıklık ve şeffaflık politikalarını hayata geçirerek soğuk savaş döneminin de bitişini ilan etmişti.
90’lı yıllarda soğuk savaş döneminin bitişi küresel sermaye açısından fırsatlar ortaya çıkardığı gibi zaten küresel elitin de bu yeni dönemin başlaması için ülkelerde oldukça yoğun faaliyetlerde bulunarak bu değişime öncesinde katalizör etkiler yapmıştı.
Kısaca o dönemin mottosu “zayıf devlet, güçlü şirket” şeklindeydi.
Globalizm adı altında iman edilen bu yeni düzende.
Küresel sermaye devletler çeperine takılmadan dünyada kolayca at koşturacaktı.
Küreselci aklın hedefi “tek tip insan” asıl hedefi ise “tek tip tüketici insan” yaratmaktı.
Oluşturduğu lobi faaliyetleri ile de ülkelerin kanunlarında herhangi bir ağa takılmadan geçmeyi sağlayacak mevzuatları yerel aktörlerle iş birliği içinde sağlayacaklardı.
Türkiye’de özellikle 1999 yılı öncesi ve sonrası uluslararası şirketlere büyük avantajlar sağlayan tahkim yasaları buna en iyi örnektir.
NE YAŞIYORUZ?
Küresel aklın dünyamızı getirdiği bu günkü noktada ülkeler adeta silkinerek kendine gelemeye başladı. Uçuruma giden ülkelerini son anda freni kökleyerek kurtarmaya çalışıyorlar.
Sınır ve mekân ve zaman tanımayan küresel akıl ülkelere büyük bir tuzak kurmuştu.
Yüz dolar aylıkla çalışan Çinli sebebiyle fabrikasını Çin’e taşıyan Avrupalı düştüğü tuzağı bugün gördü.
Artık Çin ülkesine gelen fabrikadan öğrendiği know how ile daha iyi yüksek teknolojik araçlar üretiyor.
Ticaret dengesi Çin lehine kapanmayacak şekilde büyük açıklar veriyor.
Neredeyse Avrupa ve Amerika’nın Çin’e satabilecek nitelikte ürünleri kalmadı.
Küreselci akıl ile mücadele eden Trump’ın Amerika seçimlerini kazanması ile artık ülkeler tüm duvarlarını tekrar güçlendirmeye başladı.
Korumacı önlemler tekrar devreye girdi. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak yeni paradigma yeni denge ve yeni iş birlikleri hayata geçecek.
TÜRKİYE DEĞİŞİMİ KAVRADI MI?
Hükümetten ari olarak, Türkiye liderliği dünyadaki değişimi kavradığını ve bu yönde yoğun çabalar harcadığını görmekteyiz.
Kimi zaman vatandaşların anlayamadığı ezber bozan hamlelere de bu yönden bakmak gerekir. Yeni bir dünya tasavvuru yükleniyor.
Bu değişimden kazasız belasız ve de değişimden avantaj sağlayarak çıkacak daha güçlü bir Türkiye hedefi için stratejik adımlar atılıyor.
Dünya büyük bir değişimin doğum sancılarını yaşıyor. Yeniden muhafazakâr (sağ ve sol kavramları ötesinde) bir dönem başlıyor.
“Sokaktaki insan” şimdilik ne yaşandığı ile ilgili olaylara eski şablonlar ve eski düşünce setleri ile baktığından yaşananları kavramada güçlük çekiyor.
90’ların globalizm adı altında tasarladığı “zayıf devlet güçlü şirket” sistemi büyük bir gürültü ile çöküyor.
Artık “güçlü devlet, haddini bilen şirket (sermaye)”
Dönemi başlıyor.
Klasik ağdalı demokrasi sisteminden lideri ile müsemma güçlü devlet modeline geçiliyor.
Kabullenmesi zor gelse de gerçek durum bu.
Angela Merkel sonrası Almanya’da yaşanan süreç bunun en tipik örneğidir.
Bundan dolayı bu yeni dönemi anlayıp uyum sağlayanlar güçlenerek yoluna devam edecek.
Değişimi kavrayamayan devletlerin de önümüzdeki yıllarda tarih kitaplarına yerini alacaklarını görmek için kâhin olmaya gerek yok sanırım.