Ulakçı Haber

Bağış’tan Azeri kardeşlerimize moral desteği

Bağış’tan Azeri kardeşlerimize moral desteği
31 Mart 2021 - 22:24

Türkiye Cumhuriyeti Prag Büyükelçisi Egemen Bağış, Azerbaycan’ın ünlü yayın kuruluşu Axar.az’a Türkiye- AB ilişkilerini değerlendirdi.

“AB’nin bir çok konuda değişime ihtiyacı olduğu” değerlendirmesinde bulanan Bağış, AB’ deki bu durumun aynı zamanda kendisinin de doktora tezi olduğu bilgisini verdi.

Avrupa’nın önyargılarından kurtulması gerektiğini belirten Büyükelçi Egemen Bağış’ın, Azerbaycan medyasına vermiş olduğu röportajını aktarıyoruz.(Arabaşlıklar tarafımızdan konulmuştur.)

 

“AB’NİN TÜRKİYE’YE İHTİYACI VAR”

Soru: Şu anda Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkileri iyi seviyede değil. Sizce AB ile ilişkileri normalleştirmek için hangi ortak adımlar atılmalıdır?


Bağış:
Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğinin önündeki en büyük engelin önyargı olduğunu düşünüyorum.

Avrupa mantığı ile duyguları arasında çelişki yaşamaktadır. Bu önyargılardan kurtulabilirsek bu süreçte daha kısa sürede yol alacağız. Avrupalıların önyargılardan kurtulmaları ve bir şeyi görmeleri gerekiyor: Tartışmaları başlatıp bitiremeyen hiçbir ülke yok ve Türkiye de bir istisna olmayacak. Bence Türkiye, Guinness Rekorlar Kitabı’na girmesi gereken bir ülke. Çünkü hiçbir ülke uluslararası bir örgüte üye olacak kadar sabırlı ve çalışkan olmamıştır.

Türkiye, 1958’den beri AB’ye üye olmak için farklı şekillerde farklı çabalar sarf etmektedir. Yıllar boyunca her iki tarafta da hatalar oldu, ancak ileriye bakmalıyız. Önyargılardan kurtulup ileriye bakarsak, Türkiye’nin belki de Avrupa Birliği kadar ihtiyacı olacak. Bundan daha fazlası, AB’nin Türkiye’ye ihtiyacı var. AB, ihtiyaçlarını, uluslararası vizyonunu ve çıkarlarını dikkate alarak Türkiye ile daha güçlü olacağını görmelidir. Kendime Avrupa Birliği nedir diye sorduğumda cevabım “İnsanlık tarihindeki en kapsamlı barış projesi” oluyor. Tarihlerine baktığımızda, AB üyesi ülkelerin aslında uzun yıllardır tek başlarına savaştığını, birçok kanlı savaş verdiğini, ancak şimdi aynı çatı altında barış içinde birlikte yaşayabildiklerini görüyoruz. Türkiye’nin üyeliği, bu kutsal barış projesini küreselleştirecek büyük bir saldırıdır. Önyargılardan kurtulmamız, geleceğe, ortak çıkarlara odaklanmamız ve bu süreci birlikte zenginleştirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’nin bugün veya yarın katılması beklenmiyor, ancak Türkiye üyelik olasılığını ortadan kaldırmaya çalışırsa, Avrupa enerji ve güvenlik kaybedecek, göç, ticaret, rekabet gibi alanlarda çok zayıf bir konuma düşmek zorunda kalacak. Dolayısıyla AB’nin Türkiye’ye sahip olması gerekiyor.

“ÇEK CUMHURİYETİ’NDE İNSANLARIN YAKLAŞIK YÜZDE SEKSENİ KENDİLERİNİ ATEİST OLARAK TANIMLIYOR”

Soru: Sizce Türkiye gibi Müslüman ülkelerin AB’ye üye olma şansı nedir? AB gerçekten bir “Hıristiyan kulübü” olarak adlandırılabilir mi?

Bağış: Aslında bugün Avrupa’nın Hristiyanlık ya da herhangi bir din ile yakından ilişkili olduğunu söylemek doğru değil. Örneğin ülkemi gururla temsil ettiğim Çek Cumhuriyeti’nde insanların yaklaşık yüzde sekseni kendilerini ateist olarak tanımlıyor, ancak yaşam tarzlarına baktığımızda Hıristiyanlık ve Yahudilik karışımı yaşadıklarını görüyoruz. Yani kiliseleri konser salonlarına dönüştürdüler, düzenli olarak kiliseye gitmiyorlar ama her yıl Noel’de tüm şehri süsleyip birbirlerine hediyeler alıyorlar. Suç oranı düşük, insani değerlere değer veriyorlar. Ama bir korku var. Evet, İslam’dan korkuyorlar. Müslümanlardan korkuyorlar ama ne yazık ki El Kaide gibi bin Ladin gibi grupların bunu yaymaya çalıştığını görüyoruz. İslam İşbirliği Teşkilatı ve üye devletleri, bugün dünyaya İslam’ın anlamının gerçek mesajını yaymak için daha fazlasını yapmalıdır. Bu korkular neticesinde Türkiye’nin Müslüman kimliği nedeniyle AB’ye girmesini istemeyen çok sayıda insan var. Sadece Türkiye değil, bir kısmı Müslüman olan Bosna, Kosova ve Arnavutluk da üyeliği engellemeye çalışan bir zihniyete sahip. Bu onların mantık yerine duygu ile hareket ettiklerini gösterir. Bu korkulardan nasıl kurtulacaklarını bildiklerinden emin olmalıyız. Bununla birlikte, AB, bazılarının dediği gibi bir “Hıristiyan kulübü” değildir ve AB’nin hiçbir resmi belgesinde Hıristiyanlığa atıfta bulunulmamaktadır. Bunu yapmak için birçok girişimde bulunuldu, ancak her zaman başarısız oldular. Çünkü Avrupa artık bu Hristiyan değerlerini taşımıyor.

“FRANSA’DAKİ POLİTİKACILAR HER ZAMAN YANLIŞ HESAPLAMALAR YAPIYOR.”

Soru:Fransa, son dönemlerde AB’de Azerbaycan ve Türkiye’nin en çok sorun yaşadığı ülke. Ancak Fransa ve ülkelerimizin çoğu alanda ortak stratejik çıkarları var. Fransa’nın mevcut liderliğinin neden bu gerçekleri görmezden geldiğini ve Türkiye ve Azerbaycan ile çatışma yolunu tuttuğunu düşünüyorsunuz?


Bağış:
Fransa’da Türkiye ve Azerbaycan’a yönelik olumsuz bir tavır varsa, bunun sebebi Türkiye ve Azerbaycan aleyhindeki lobilerin daha sesli olması bence. Ermeni lobisinin özellikle Fransa’da etkili olduğunu herkes bilir. Bugün Fransa’da önemli noktalara ulaşmış Ermeniler var ve görüyoruz ki oradaki Ermeni cemaati sayısı Türklerden fazla olmasa da siyasi güç açısından daha yaşlı bir toplum ve aktif siyasetle uğraşıyor. Kültürlerini kaybetmemek için farklı bir strateji geliştirdiler. Her Pazar, kiliseye gidenler ceplerini boşaltırken ceplerini nefretle doldururlardı. Pek çok yerde küçük çocuklar “Türk olmaktansa köpek olmayı yeğlerim” gibi şiirler ezberlenir. 3-4 yaşında bir çocuk bunu ezberlediğinde büyümek ister ama hayatını bilinçaltı nefretten kurtaramaz. Ermeni toplumu Türkiye, Türk ve Azerbaycan düşmanlığıyla toplumu asimilasyondan korumaya çalıştı. Bu nefret edilen tüccarların yöntemini kullanmanın uygun olduğunu düşünmüyorum. Ancak daha önce de söylediğim gibi Fransa’nın Türkiye’ye farklı bir yaklaşımı var. Endişenin temel nedeni, Türkiye’nin AB’ye katılması durumunda Fransa’nın ikinci sıradan üçüncü sıraya düşme olasılığıdır. Bu nedenle Avrupa Birliği’nde ki süreci engellemeye çalışıyorlar. Ermeni lobisinin etkisi altında, özellikle Karabağ sorununda, Azerbaycan’ın büyük performansını ve zaferini hazmedemiyorlar. Fransa’daki politikacılar ise her zaman yanlış hesaplamalar yapıyor. Türkiye’ye karşı, seçimlerde ikinci bir zafer umuyorlar. Sarkozy’ de aynısını yaptı ve mağlup oldu ve Macron şimdi bu politikayı sürdürüyor. Ne yazık ki.


“ONA YAKIN AVRUPA BİRLİĞİ ÜYESİ ÜLKE İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’Nİ UYGULAMIYOR”

Soru:Türkiye, İstanbul Sözleşmesi’nden çekildiğini açıkladı. Bu, Türkiye üzerinde yeni bir AB baskısı dalgasını tetikleyebilir mi?

Bağış: Öncelikle, her ülkenin kendi ulusal egemenliği dahilinde herhangi bir uluslararası anlaşmaya girip çıkabileceğini belirtmek isterim. Avrupa Birliği’nin İstanbul Sözleşmesi aracılığıyla yeni baskı uygulaması aptallık olur. Neden? Çünkü şu anda ona yakın olan Avrupa Birliği üyesi ülke İstanbul Sözleşmesi’ni uygulamıyor ve çıkmak için yeni formüller bulmaya çalışıyor. Bazı AB üye ülkeleri İstanbul Sözleşmesi’ni kabul ettiklerini açıkladılar, ancak hiçbir zaman parlamentoda onaylamadılar. Bu liste, çalıştığım Birleşik Krallık ve Çek Cumhuriyeti’ni içermektedir. Şu anda Türkiye’de İstanbul Sözleşmesi izlenimi var. Bu izlenim değerlerimiz ve inançlarımızla çelişiyor. Yani kadın hakları gibi uluslararası değerler söz konusu olduğunda, Türkiye’nin kadın haklarını korumak için herhangi bir uluslararası belgeye ihtiyacı yok. Bunun için kendi yasalarımız var. Diğer bir deyişle, bugün Türkiye kadınlara seçme ve seçilme hakkını birçok AB üye ülkesinden çok daha önce vermiştir. Türkiye’yi bu konuda eleştirmek, 30 veya 35 yıl sonra oy kullanma hakkını kazanan ve seçilmek için gerçekten düşündürücü ve mantıksız.

“AVRUPA BİRLİĞİ’NİN BİRÇOK KONUDA YENİ BİR DEĞİŞİM SÜRECİNE İHTİYACI VAR”

Soru: Sayın Büyükelçi, tüm bunların arka planına karşı, AB’nin perspektifi nedir?

Bağış: Uzun yıllar Avrupa Birliği ile çalıştım. 5 yıldır Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk AB Bakanı ve AB üyeliğinin ana müzakerecisiydim. 15 yıl boyunca Avrupa Birliği’nin siyasi dönemine doğrudan dahil oldum. Kişisel olarak, başkanımızın başkanlığı ve başkanlığı sırasında Avrupalı liderlerle sık sık toplantılara katıldım. Avrupa Birliği’nin şu anda gerçekten farklı bir süreçten geçtiğini düşünüyorum. Avrupa Birliği “bombalama” sürecindedir çünkü bugünün Avrupa Birliği yıllar önce kurulmuş altı üyeli bir Avrupa Birliği değildir. Altı üyeli birlik ile pek çok konuda oybirliğiyle karar vermek belki mantıklı olabilir, ancak 28 ulustan oluşan Avrupa Birliği’nde pek çok konuda oybirliğine varmak neredeyse imkansız. Bu nedenle Avrupa Birliği ülkeleri birbirlerinin zayıflıklarına ve eksikliklerine bile göz yumuyor. Diğer bir deyişle, Yunanistan iflas ettiğinde, geri alamayacaklarının farkına vararak Yunan ekonomisine 400 milyar euro yatırım yaptılar. Çünkü Yunanistan ülke olarak batarsa domino etkisi yaratırdı. Diğerleri bu hataları sadece iflas etmek zorunda oldukları için yaparlar. Ya da bazı ülkeler, doğru olmasa bile AB fonları ile ilgili bilgileri alabilir. AB’nin bu merkezileşmeden kurtulması gerekiyor. Günümüzde insanlar, uluslararası kanallara ek olarak, bölgesel ve hatta şehir içi kararlar almak istiyor. Aslında Avrupa Birliği’nin birçok konuda yeni bir değişim sürecine ihtiyacı var. Şu anda bu konuda doktora tezimi yazıyorum. Avrupa Birliği’ndeki karar alma mekanizmalarının değişmesi gerektiğini düşünüyorum,

Birleşik Krallık, İsviçre, İzlanda ve Norveç gibi AB’den memnun olmayan Türkiye gibi birçok AB ülkesinin katılabileceği yeni bir kategori oluşturmanın önemine inanıyorum. Türkiye’nin AB Komisyonu ve AB Parlamentosu’nda yer alması önemli olmayabilir ama Türk gençlerinin serbest ticaret, serbest dolaşım ve Erasmus gibi önemli projelerden faydalanması çok önemli ve yeni bir yapı oluşturulmalıdır.

Avrupa Birliği içinde Brüksel’den bir karar almak yerine üye devletlerin kendi kararlarını verebilmelerini sağlamak gerekiyor. Aslında bölgelerde farklılıklar var, yani Fransa’nın Paris bölgesi ile Cannes bölgesindeki beklentiler bugün aynı değil ya da Münih ve Berlin’de yaşayanların hedef ve beklentileri ve burada çok farklı olabilir. Bu açıdan bakıldığında, Avrupa Birliği’ndeki uzun vadeli perspektifin daha pratik, daha yapıcı ve duygusal değil, mantıklı bir çerçeve içinde alınan kararlarla geliştirilmesi gerektiğini düşünüyorum.